Prenses's profileGönüL Sarayım ...PhotosBlogListsMore Tools Help

GönüL Sarayım ღ.*´ღPrenses EyLemღ.*´ღ

♥(¯`·._)♥www.masalprensesi.net/♥(¯`·._)♥Spaces'imin Doğum Tarihi:24 Mayıs 2005 Salı 10:42:20

Prenses EyLem

Occupation
Location
Interests
Sevdan Damarimda Bir Kan Gibi Dolasti Heran Seni Yasadim Her Saniyesinde Ömrümün
Bir Ask Masaliydin En Cocuksu Animda Ben ise MasaL Prensesi Seni Unutamadim MasaLımın Prensi
Flatcast Hakkında Herşey
Updated 11/23/2008
Updated 9/5/2008
Updated 4/11/2006
Updated 1/30/2008

Sayfama Yazdığınız Her CümLe Yazmak İçin Ayırdığınız Zaman Kadar DeğerLidir

Zaman Ayırdığınız İçin Teşekkür Ederim

Please wait...
Sorry, the comment you entered is too long. Please shorten it.
You didn't enter anything. Please try again.
Sorry, we can't add your comment right now. Please try again later.
To add a comment, you need permission from your parent. Ask for permission
Your parent has turned off comments.
Sorry, we can't delete your comment right now. Please try again later.
You've exceeded the maximum number of comments that can be left in one day. Please try again in 24 hours.
Your account has had the ability to leave comments disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
Complete the security check below to finish leaving your comment.
The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.
Merve hanım saray resmini özel html bölümüne resimin url adresini kod olarak ekledim umarım yardımcı olabilmişimdir
1 day ago
merve alizmwrote:
Merhaba...Spaceni Çok Beğendim il önce msn adresimi vermek istiyorum eklersen sevinirim...(mervealizm@msn.com)  Anasayfadaki Saray resmini nasıl koydunuz aca ?
2 days ago
özerwrote:
Merhaba arkidis bu sayfanin böyle muhtesem olmasina sasirmadim yüregine saglik bu sayfada her insan kendine göre bir güzellik bulabilir emegine saglik arkidis basarilarinin daimi olmasi dileklerimle rabbime emanet ol saglicakla kal
6 days ago
cengiz denekwrote:
Merhaba arkadaşım.Hayırlı cumalar diliyorum.Çalışmalarında başarılar dilerim.Herşey her zaman gönlünüzce olsun.
Dec. 26
Mutlu Kösewrote:
space güzel olmus basarılarının devamını dılerım esen kal...
Oct. 3
12/8/2008

Aitsizliğim Bir Bedelse Eğer

 
 
 

 

 
 

Aitsizliğim Bir Bedelse Eğer

Öyle çabuk gömdünki sessizliğine, yüreğinin ne kadarına sığdırdığını bilmiyorum beni. Ne kadar ki yüreğin küçük bir sığlığa koydun beni. Merak ediyorum; o kadar ağır mı geldim de taşıyamaz oldun beni.

oysa uzun yollardan gelmiştim sana
uzun ve soluksuzdu geldiğim yollar
dinlenmeden
usanmadan
patika yollarında
düşmeden
senin yüreğinin yolları bu kadar kısamıydı ki
gölgesiz
yarı yollarda bıraktın beni
daha soluklanmadan sende
daha sindiremeden beni

Yüreğimi gecene sığdıramayıp karanlığına attın beni. Oysa yıldızları toplayıp gelmiştim sana. Avuçlarımda sıkılı kaldılar, bırakamadım kucağına. Ait olamamanın acısını bilirim, hüzün işlemiş yıldızları ait oldukları yere yani geceye bıraktım gözyaşları içinde. Göz yaşlarım içime aktı. Anladımki içe akan gözyaşları kadar hiçbirşey acıtmıyormuş yüreği.

olmak istesemde
ait olamadım sana
tutamadım gözyaşlarımı
içime aktı
çok yandı canım

Bedel; bedenime ağır gelen bir yara şimdi. Seni gören gözlerimin bedeli gözyaşlarımsa, döktü içine yaşlarını ödedi bedelini.Tenine dokunan ellerim ödeyecekse bir bedel yansınlar ateşte o zaman, yoksa ödenemez bu bedel.

Aitsizliğim bir bedelse eğer, yüreğimde ödedi bunu.
Ve bedelini ödemem varlığından daha uzun sürdü, bilesin.
Bedel ödeme sırası sana gelmişken,
yıldızlarını kaybettirip içinden hüzün geçirdiğin gecelerimin bedelini
öde ödeyebilirsen şimdi!

Serkan Torun


14/07/2006-17:31

 

 
     
5/28/2008

Ben Seni Ölümüne Sevdim

 

 


Ben seni adı sevmek olsun diye değil,
ben seni yürekten sevdim
ben seni gerçekten sevdim.
Ben senin kaşını gözünü değil
ben senin sevgi dolu yüreğini sevdim,
ve o sevgiden bir parça alabilmek için ALLAH a hergün dua ettim.
Benim sana verebileceğim başka birşeyim yok,
elimde bir demet çiçek, gözümde iki damla yaş ve kalbimde...
Ve kalbimde senin için beslediğim büyük bir aşk.
Ben seni adı sevmek olsun diye değil,
ben seni yürekten sevdim.
BEN SENİ ÖLÜMÜNE SEVDİM...

Prenses
 

prenses


 

 

5/25/2008

Gidiyorum/kendime

 

 

1
1

Gidiyorum../..kendime

puslu bir sabah ayazını peşimden sürükleyerek gidiyorum.
yalnızlığımı köhne bir sandalın sahipsiz sürüklenişine bırakırken,
hüznüm ardından ağlıyordu
alışkanlığından vazgeçen bir tiryaki gibi sıkıp yumruklarımı,
arkama dönüp bakmadan gidiyorum..

sahibi olmadığım ama üzerime zorla giydirilen,
bir beden büyük bütün kaçışları ihtiyacı olanlara bırakacaktım,
vicdanım el vermedi
usulca soyundum
ve sahiplerine geri verilmek üzere bir kenara bıraktım hepsini,
gidiyorum..

umudum küçük bir kız çocuğu,
el sallayarak çağırıyor beni uzaklardan
ısrar etmeyeceksin kalmam için ama hani olur ya, yine de etme yapamadığım tek şeydi baharda kardelen yetiştirmek
sen onu istedin, mahcup oldu yüreğim,
gidiyorum..

oysa benim de hayallerim vardı;
dans edecektim yağmurda,
sonbahar’a vedaları değil gülüşleri yapıştıracaktım,
çiçekler alacaktım olur olmadık zamanlarda
fazla geldi çıplak elle çizdiğim resim tuvaline
konuşturma beni giderayak
çünkü ödünç aldım suskunluk adını verdiğin silahını,
gidiyorum..

eskiden olsa eteğimi çekiştirip beni kandırırdı içimdeki çocuk,
üzüleceğimi bile bile
gözlerine buzdan sarkıtları sen mi yerleştirdin..?
ki artık ağlayamıyor bile
onu bu kurak, duygusuz ve yeşili az topraklarda,
her şey iyi olacak gibi asılsız vaatlerle büyütüp,
hayata kazandırmam olanaksız
o çok sevdiğin korkularını,
her mevsime açık pencerenden içeriye bırakarak,
içimdeki her şeyden habersiz çocukluğumu yanıma alarak gidiyorum..

sen bir bedenle sevişmek istedin,
bense yüreğinle ve beyninle ve gözlerinle
adımlarımızın uyumsuz olduğunu neden hemen kabullenemedim diye kırılarak kendime,
gidiyorum..

şimdi notaları sahipsiz ve öksüz kalmış yarım bir şarkıdır sevmek
canımı daha fazla acıtamayacağını bilmek,
biraz olsun mutlu ediyor beni
sürüklenmiyorum dikkat et,
gidiyorum..
sessizce ve hiçbir şey yaşamamış gibi

bir süre sonra denize ulaşıp,
korunaklı seyir defterimin ilk sayfasına taze ve diri umutlar işleyeceğim
yüreğimi çıkartıp her şeyiyle masaya dökerken,
senden daha cesur olduğum için utanma sakın
bu cesaret,
çocukların masum dualarından çaldığım inatçı bir bekleyişti sadece

bana balonlar alabilecek kadar yürekli bir sevgiyi,
korkularıma rağmen başım dik karşılayacağıma dair söz vererek gidiyorum..

bir bedeni değil, bir yüreği özlediğin vakit,
umarım zamanın olur güneşin doğuşunu huzurla izlemek için

bana ait olan ve olmayan,
bütün soruları ve cevapları ardımda bırakarak gidiyorum..

az kullanılmış ve bayandan bir sevda bırakıyorum sana
yolun açık olsun.
1
.
 

Pelin Onay

 

Prenses

5/23/2008

Anılar öptü dudaklarımı

 

Anılar öptü dudaklarımı

(..çok zaman sonra belki de sen..)

sesi soluğu kesilmiş bir aşkın ortasından yürüyoruz
acılarımızı saramayacak kadar uzağız artık

kirpiklerimizde beslenen düşler,
yeni doğacak sevgililere miras
düşünüyorum da,
belki biz sevgiyi değil, hep ayrılığı büyüttük seninle
çıplak bedenlerimizden akan özlemler yanılttı bizi
yağmur yağarken anımsadığın ben değil,
yalnızlığındı belki de
ve ben yalnızlığını bile özledim desem,
beni duyamayacak kadar sessizsin artık

nakaratındayım anıların
beni bu gece dehlizlere sürükleyen Timur Selçuk,
babasının şarkılarını söylüyor
öyle hüzünlü, öyle hasret, öyle tutkulu
ben de senin şarkılarını söylüyorum
is gibi, sus gibi, öyle vurgulu
kaçırıp getireyim kendimi yanına bir an için desem,
sana sarılamayacak kadar yorgunum artık

dağınıklığını toparlarken odamın,
elimde kaldı bir kitabın içinden düşen resmin
göz göze geldik bir an,
gözlerinde 'seni seviyorum' bakışın
kara çalılar ardına saklanan sinsi bir isyan kaşıdı yüreğimi
resimlerde kalacak kadar yabancı değildik o zaman
her şeyden önce dostumdun,
ıslak hüznümü bile varlığınla gülümsetebildiğim
şimdi gözlerinde yeniden kulaç atmak istiyorum desem,
mavilerinde yüzemeyecek kadar bitkinim artık

nerede yanlış yaptığımı itiraf etmedi aşk
ilam kağıtları birikmiş bir sevda duluyum
şarkıların sakiliğini tek başıma yapıyorum,
rakı makamına göre kadehe doluyor
bilirsin işte, artık sevmek istemeyen kadınlık halleri
an geliyor,
kalbim kanatlanıp göğüs kafesine girmek istiyor desem,
semalarında süzülemeyecek kadar yaralıyım artık

ağdalı sevdim seni ama yapışkan değil
sevmek çekip gitmekti gerektiğinde, bunu bildim
sadece şiirlerimde konuşabildim, bağıra..çağıra
kızdın ve kırıldın sitemlerimin tavşan dudaklarına belki ama
sevdim seni, ayazda..boranda
ah o sadekâr ellerin bedenime yeniden dokunsa desem,
ellerini bedenimde tutamayacak kadar titriyorum artık

bir kedi gözlerimin içine baktı
ruhumdan bir deniz geçti, dalgaları göğsüme çarpttı
antika bir fincanda iç çekişlerim kaldı
gül kurusu perdeler, mutluluğuma kapandı
anılar dudaklarımı öptü, dudaklarım sızladı
çok zaman sonra sen de öp beni desem,
öpüşlerimiz bizi yakacak kadar sıcak değil artık

ve sen, her şeye rağmen gelip, 'seni seviyorum' desen,
bu iki kelimeden ölesiye korkuyorum artık..

 

Pelin Onay

 
Prenses





2/10/2008

Kalbini Kuşlara Veren Çocuk

1

’Tanrı kuşları sevdi ağaçları yarattı

İnsan kuşları sevdi kafesleri yarattı’’

Jacgues Deval



Bir varmış bir yokmuş, adı sanı bilinen zamanın birinde, dağlardan kopup
gelen çağlayanların arasında şirin mi şirin küçük bir köy varmış. Her bahar
geldiğinde bir başka güzel olurmuş buralar. Doğaya binbir canlılık gelir,
bir başka güzel akarmış dereler. Arılar, kadife kanatlı kelebekler çiçek
çiçek gezer, daldan dala uçuşurmuş türkü gözlü kuşlar… Bir efsaneye göre
güneş en güzel orada gülermiş çocuklara, oraya dökermiş ışığının en güzel
renklerini. Yeryüzünün en güzel bitkileri, çiçekleri, hayvanları da
oralıymış. Gökyüzünde her gece yıldızların düğünü olur, her sabah bir
sevincin şöleni başlarmış. Düş mü? gerçek mi? pek ayırt edilemezmiş,
etrafını çevreleyen dağlar öylesine görkemli dururmuş ki, doruklarında
gökyüzü hep mavi ve engin bir denizi andırırmış. Eteklerindeki derin vadiler
boy boy hayvanlar barındırır, onlara analık eder ve bütün kötülüklerden
korurmuş… En vahşi hayvandan, en sessiz böceğe kadar tüm canlılar kardeşce
geçinirmiş. Bir yeşil halı gibi yerleri kaplayan çimenler, nereden çıkıp,
nerede tükendiği bilinmeyen pırıl pırıl sular, rengarenk çiçekler ve türlü
boyalı kuşlarla bu eşsiz yer, bir başka yaşama sevinci verirmiş insanlara.



İşte bu yörede zeki mi zeki, akıllı mı akıllı küçük bir çocuk yaşarmış.
Deniz adındaki bu sevimli çocuk insanları, hayvanları, kuşları, çiçekleri,
ağaçları yani doğadaki güzel olan her şeyi ve bir de herkesin masal anası
ismini verdiği bilge ninesini çok severmiş. O bu sevgisini lafta bırakmaz,
gereğini her fırsatta yerine getirir, insanların, hayvanların, canlı cansız,
doğadaki tüm varlıkların haksız saldırılara hedef olmaları karşısında,
içinde sınırsız bir öfke ve acı duyarmış. Bu yüzden hep güçsüz ve haklıdan
yana çıkarmış. Çünkü Deniz ninesinden hep emeği, yardımseverliği, merhametli
olmayı, sevgiyi, iyiliği, dürüstlüğü, doğruluğu, temizliği, ahlaklı ve adil
olmayı öğrenmiş.



Deniz gün boyu çiçeklerle söyleşir, kelebeklerle uçuşur, bilge ninesinin
ardında koşuşup dururmuş kırlarda. Onun geçtiği yerlerde güller gülümser,
sümbüller pembeleşir, kuşlar şarkı söyler, dağlar taşlar dillenirmiş. Hafif
hafif esen rüzgarlarla ağaçlar eğilip eğilip birbirini selamlarmış. Deniz
nerede solmuş sararmış bir çiçek görse, koşar su getirir, koklayıp okşayıp
yeşertirmiş. Her şey öylesine ona alışıkmış ki, bir gün ortalıkta görünmese,
çevreden iniltiler duyulur uzun narin kavaklar bile boynu bükük bakarmış.
Öyle ki, çiçekler üzülüp büzülür, kelebekler uçmaz, kuşlar türkülerini
söylemez, sular hışırtısız akarmış. Deniz sadece kuşlarla konuşmazmış.
Köylülerin söylediklerine göre, o bütün hayvanların dillerinden de anlarmış.
Onlarla saatlerce söyleşir. Birbirileriyle iyi geçinmelerini öğütlermış.



İşte Deniz, bu gizemli doğanın koynunda doğmuş, orada büyümüş orada tanımış
çiçekleri. Kuşlarla dostluğu, arkadaşlığı da orada başlamış. Küçücük yüreği
dünyayı içine alacak kadar geniş, sevgisi dünyayı ısıtacak kadar sıcakmış.
Bu güzel çocuk yaşamına renk veren, anlam katan sevgisinin sesini de orada
bulmuş. Hiç bir canlının başka bir canlıya haksızlık etmesine gönlü razı
olmazmış. Onun bu sesini duyan her canlı bütün kötülükleri unutur, sadece
iyilik düşünürmüş.



Ve bir gün Deniz bu güzelim köyünden ayrılmak zorunda kalmış. Kuşların
ötüşü, serin suların çağlayışı kulakları okşayıp yüreklere dökülürken,
çiçekler solumalarını sıklaştırmış. Bütün köylüler gediğin tepesini aşıp,
Deniz’ i uğurlamışlar; iyi yolculuklar dilemişler. Ninesi o kadar çok
üzülmüş ki, sözcükler onun ayrılık acısını anlatmaya yetmemiş. Hiçbir
canlının başka bir canlıya veremeyeceği ve hiç bir canlının anlayamayacağı
bir şefkat ve sevgiyle basmış bağrına. İçi ılık ılık duygularla dolup
kabarmış, o yaşlı yüreğine ince ince çağlayanlar akmış da, yangınını
söndürememiş. Torunu uzaklaşıncaya dek çırpınan yaralı bir kuş kanadı gibi,
yaşlı gözlerle el sallamış ardından, dualar mırıldamış. Deniz uzaklaşır
uzaklaşmaz hemen bütün köylüler onu özlemeye başlamışlar. Bu sevginin
kaynağı neredeymiş, neymiş kimse akıl erdirememiş.



Deniz şehirler geçmiş, trenler, otobüsler, vapurlar, otomobiller ve uçaklar
görmüş: görünce de ağzı bir karış açık kalmış, zira köyünü çevreleyen
dağların ötesini hiç mi hiç bilmezmiş.



Deniz uygarlığın teknolojik nimetlerinden uzak, fakat bozulmamış,
kirlenmemiş, temiz ve bakir bir doğa ortamında yaşarken, babası onu alıp
uzak bir ülkeye götürmüş. Bu ülkenin renk renk lale bahçeleri, yel
değirmenleri, altın saçlı gökgözlü güzel çoçukları varmış. Ancak getirildiği
kent beton yığınları ile kaplı, soluk alamayacak derecede kalabalık,
gürültülü ve telaşlıymış. Doğup büyüdüğü yerlere hiç benzemediği gibi, her
akşam kocaman fabrika bacalarından çıkan, kirli kara bir duman abanırmış
kentin üstüne. Kent soluk alamazmış. O zaman gökyüzü ışığını yitirir, sokak
lambaları bile zar-zor ışıldarmış. Burada insanlar kendilerini kalın beton
duvarlar arkasına, kuşları kafeslere, çiçekleri özgür doğadan koparıp
saksılara koymuşlar. Kafesteki kuşlar aç değilmiş ama özgürlükleri yokmuş.
Saksıdaki çiçekler susuz değilmiş ama doğal güzellikleri kalmamış. içeklerin
renkleri ve kokuları, kuşların ötüşleri yapaymış. İnsanların neşeleri
gülüşleri ve ağlayışları da.



Okula başlamış Deniz. Sınıflar çocuk doluymuş, ancak Deniz yalnızmış, bir
türlü alışamamış kalabalıklara, kent yaşamına… Yitirdiklerini ararmış Deniz,
gözünde tütermiş insiz köyü, yemyeşil dağlar, serin pınarlar, kuşlar,
yeleleri rüzgarda savrulan atlar, koyunlar, kuzular, bir de dünya tatlısı
nineciği.



Onca kalabalığın orta yerinde yapayalnız kalmış; ne o anlatabilmiş kendini
başkalarına, ne de başkaları onu anlamak istemiş. Bir tren geçermiş Deniz’in
özlemlerinde, bir kuş ötermiş, o kuytu bir köşeye çekilip ağlarmış. Kimi
zaman özlemi dayanımaz bir hal alırmış, yakıp tutuştururmuş yüreğini.
Deniz’in bu durumuna öğretmeni çok üzülürmüş. “Sen zeki ve yetenekli bir
çocuksun bu günler çabuk geçer buraya da alışırsın” diyerek Deniz’ i teselli
etmeye çalışırmış. Ama o dalgınmış, bilincini yitirmişçesine boş boş
bakarmış etrafına. Artık düşüncelerinin içinde öyle eriyip yitmiş ki, bu ona
sonsuz derece acı verirmiş.



Bir de Deniz’ in kafasını sürekli yoran bazı sorular varmış. Neden kuşların,
çiçeklerin zgürlüklerini kısıtlayıp, kafeslerde ve saksılarda tutsak olarak
yaşatırlar? Kuşlar ve çiçekler evlerdeki saksılar ve kafesler için
yaratılmamıştır ki? Acaba bütün bu haksızlıklar ve acımasızlıklar geçici ve
basit bir doyum duygusu için miydi? Peki, kocaman adamların bu tutumuna
karşı, ya çocuklar niçin kayıtsız kalıyordu? Onlar, kuşların ve çiçeklerin
özgürlüğü için neden bir çaba harcamıyordu?



Deniz bu sorunları günlerce düşünmüş; çiçeklerin saksılara, kuşların
kafeslere konulmasına bir anlam yüklemeye çalışmış, ama becerememiş. Gün
geçtikçe suskunlaşmış, konuşmaz gülmez olmuş ve yemeden içmeden kesilmiş.
Sanki uzak diyarlarda dilsiz, kolsuz, kanatsız kalmış. Gitgide içine
kapanmış, yapılan bu haksızlıklara öfkelenmiş, ancak bağırıp çağırmamış,
suskunlukla direnmiş.



Derken bir gece hastalanmış Deniz. Günlerce ateşler içinde yatmış, yatarken
de köyünü sayıklamış, uyanıkken Perihan ninesini hayal etmiş. Ninesi yine
ona öğütler vermiş, destek olmuş yalnızlığında, yol göstermiş. Ninesi
Deniz’e “Konuş Deniz’im, yine göz kırp yıldızlara, çiçeklere gülümse,
gülücükler dağıt, göster sevgi dolu yüreğini herkese. İyi olmalısın sen,
hastalanırsan üzülürüz. Yaşlı yüreğim dayanamaz acına. Sonra bütün kuşlar da
üzülür; dağlar, taşlar başlar ağlamaya. Yerin kulağı duyar olup biteni,
bütün ormanlar yas tutar. Menekşeler sulara döker kirpiklerini, sular acı
keser, acı yolları…” dermiş. Sonra bir an duraksar, yorgun ciğerlerini
soluklandırır ardından Deniz’in saçını okşar, konuşmasını yine sürdürürmüş.



Ama Deniz onun söylediklerinin çoğunu duymaz, atların kişnemeleri, kuzuların
melemeleri arasında rüyalara dalarmış. Köyünde iken her akşam yatmadan önce,
ninesi Deniz’e kuşlar, çocuklar ve çiçeklerle ilgili masallar anlatırmış.
Sonra. “o yıldız senin, bu yıldız benim” diye ninesiyle yarışır, gökyüzünün
sonsuz ışıltısına bakar, uyurlarmış. Oysa Deniz bu kente geleli bir yıldız
bile görememiş.



Günler sel gibi haftalar yel gibi geçip gitmiş. Deniz iyileşip eski
sağlığına kavuşmuş, ama özlemi hiç mi hiç dinmemiş. Nereye gitse özlemini de
oraya götürmüş. Zaman zaman özlemi içinde onulmaz bir sızı olur depreşir. Ne
yapsa ne etse önüne geçemezmiş.



Deniz zeki, enerjik, başarılı ve itinalı bir çocukmuş. Ögretmenleri onun bu
niteliklerini yararlı bilgi ve sağlıklı bir çevre bilinciyle dengede tutmak
için yoğun bir çaba içine girmişler. Deniz de yavaş yavaş okul yaşamına
alışmış. Bu nedenle öğretmenleri iyi bir şey başarmış olduklarını düşünerek
gönenmişler, kıvanç duymuşlar. Çünkü Deniz en zor meseleler üzerinde bile
inanılmaz ölçüde düşünceler üretir, günlük ders ve ödevlerini büyük bir
istekle hazırlar, olumlu taraflarını eliştirmeye çalışırmış.



Deniz her zaman sevimli, duygulu, insanları kırmamaya özen gösteren,
herkesin yardımına koşan bir çoçuk olduğunu göstermiş. Onun doğa sevgisi ve
bilgisi de herkesin dikkatini çeker ve bu güzel nitelikleri çevresinde
sevilmesini sağlarmış. Hatta, onun bu özelliklerini öğretmenleri diğer
çocuklara anlatıp, örnek gösterirmiş. Anne ve babası da Deniz’ i bu
meziyetleri nedeniyle dünyanın en akıllı çocuğu olarak görürlermiş.



Deniz bir yandan çevresine uyum sağlamaya diğer yandan da kendine yeni
uğraşlar edinmeye çalışıyormuş. İşte o günlerde, evlerinin önüdeki küçük
bahçeyi düzenlemek aklına gelmiş ve şimdiye kadar bunu düşünemediği için de
kendine kızmış. O günden sonra en büyük uğraşı bahçesi olmuş. Oraya çeşitli
bitkiler dikip, çiçekler ekmiş. Bahçesindekiler de boy verip renklenince
bütün boş zamanlarını onlara bakmakla geçirir olmuş.



Çiçeklerin yanında mutlu olurmuş ya yine de içten içe hüzünlenirmiş. Çünkü,
Deniz bu insanları anlamıyormuş. Onlar, kendilerini doğadan uzak, beton
duvarlar arkasına kapattıkları yetmiyormuş gibi kuşları da kafeslere
tıkmışlar…



Her şey bir ya